Kablosuz Fare Tavsiyesi

Solda M215, Sağda M180

Solda M215, Sağda M180

Kablosuz mouse almak istiyorsanız mutlaka Logitech’i tercih edin. Açık ara Logitech önde.

Microsoft’un kablosuz mouseları 1 metre öteden bile çekemezken, Logitech 5-6 metre öteden bile rahatlıkla çalışabilmektedir.

Microsoft mouseları kullanırken masanızda bile problem yaşayabiliyorsunuz. 3-4 tane mouse’u böyle verim alamadığımdan doğru düzgün kullanamamıştım.

Logitech’lerin yeri geldiğinde uzaktan kumanda misali koca bir salonun diğer ucundan bile kullanabiliyorsunuz.

Şu aralar Bim benim kullandığım M215 modelinin birebir aynısı ama kullanılan PVC maddesi daha ucuz olan M180, 19 TL’ye satılıyor.

Posted in Uncategorized | Tagged , , , , , , , | Leave a comment

Güle Güle USB Merhaba Thunderbolt

Intel, 1994′de USB’yi sunduğunda artık port karmaşası ortadan kalkıyor demişti. O döneme kadar kullandığımız seri port, paralel port, oyun portu, AT , PS/2 gibi bir çok port ortadan kalkmaya başladı.

Hatta zamanla birçok cihaz USB üzerinden çalışmaya başladı: Harici Diskler, Harici Modemler hatta monitörler…

Zamanla USB 1.0 eskidi, önce yerine USB 2.0 geldi. Şimdi de USB 3.0 hayatımıza girmeye başlıyordu ki USB’nin üreticisi Intel bu şubat ayında yeni bir arabirim sundu: Thunderbolt.

Thunderbolt, Intel ile Apple’ın ortaklaşa geliştirdiği bir standart. Yeni nesil MAC’lerdeki Mini DisplayPort’u kullanarak verilerin PCI Express arabirimiyle bilgisayara ulaştırılmasına dayanıyor.

Aslında her ikisi görüntü arabirimi olmasına rağmen veri akışı için de kullanılması planlanmış. Görüntü gibi çok büyük veri trafiği yaratan bir ortam için tasarlandıkları için üzerinden geçebileceği trafiğe kimse yaklaşamıyor.

Şu anda oldukça kısıtlı cihaz tarafından destekleniyor olsa da Microsoft cephesinden Windows 8′de thunderbolt desteğinin olacağı haberleri geldi.

Özellikle Video Processing yapan harici cihazlar ve harici diskler konusunda birkaç adet seçenek piyasaya sunuldu. Apple kullanıcıları da hali hazırda Thunderbolt’u kullanmaya başladılar bile.

Posted in Uncategorized | Tagged , , | Leave a comment

Kablosuz Ağlarda Yavaşlama Sorunu

Kablosuz bağlantı kısaca Wireless olarak ifade ettiğimiz bağlantı çeşitleri gün geçtikte artıyor. Bugün kullandığımız kablosuz bağlantı cihazlarının çoğu 2.4 GHZ bandını kullanmakta. Kablosuz internet gibi günlük hayatımızda çok sık kullandığımız telsiz telefonların da 2.4 GHz bandını kullandığını da göz ardı etmeyelim.

Özellikle kablosuz bağlantıların yoğun olarak kullanıldığı bölgelerde bazı performans sorunları yaşanabiliyor.

Problemi daha doğru algılayabilmek için işin biraz tekniğine bakmamız gerekiyor:

Kablosuz 2.4 Ghz bant genişliği – ki MHz cinsinden 2400 Mhz eder – olarak ifade ettiğimiz aralık aslında 2400 Mhz – 2499 Mhz arasında kalan aralığı ifade etmektedir.

2.4 Ghz olarak geçen tüm cihazlar bu aralık içinde kendisinin kullanacağı bir aralık seçer ve bunu kullanırlar. Bu aralıklara Channel (Kanal) adı verilmiştir.

1. Kanal 2412 MHz’dedir ve bunu takiben her 5 Mhz’de bir kanal vardır. IEEE Toplam kanal sayısını 11 olarak belirlemiştir.

Böylece teorik olarak aynı anda en çok 11 adet cihaz çalışabilir. Kablosuz modemlerin kapsama alanlarının 100-300 metre arasında olduğunu düşünürsek bu büyük bir problem olmayabilir.

Bu bölgede 12. cihaz çalışmaya kalktığında ise problem çıkacaktır. Bu da genellikle aşırı yavaşlık olarak tespit edilebilir.

Cihazların bir çoğu otomatik olarak boş bir kanal seçmeye göre yapılmıştır. Ancak bazı durumlarda cihazlar aynı kanalı kullanmaya çalışabilir. Böyle bir durumda kullanılan cihazın ayarlarından kanal değişikliği yapılarak sorun çözülebilir.

Not: WLAN çalışma prensipleri hakkında detaylı bilgi için: http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_WLAN_channels

Posted in Sunucu Yönetimi | Tagged , , , , , , , , , | Leave a comment

Youtube Arayüzünü Yeniledi

Google’da Google+ ile başlayan değişim dalgalarında sıra Youtube’a geldi. Daha önce bahsettiğimiz gibi Google, tasarımda sadeliği ön plana çıkarmaya başlamıştı.

Yanda da gördüğünüz üzere Youtube’un yeni video sayfası aşağıdaki gibi oldu.

Göze ilk çarpan detay tasarımın öncekine göre oldukça sadeleşmiş olması. Video ekranında yer alan video kontrolleri oldukça basitleşmiş.

Ayrıca daha önce kenarda pasif bir alanda yer alan önerilen videolar da ön plana gelirken, yorum bölümü geri plana atılmış. Yorum bölümü açıldığı zaman ise basit bir kayma efektiyle yorum bölümü ekrana gelirken, diğer videolar bölümü sağ tarafta kalmaya devam ediyor.

Yorum kısmında ise çok büyük bir değişiklik yok. Yorum bölümünde bazı makyaj çalışmaları yapılmış.

Bana kalırsa Youtube’un bu tasarımı çok rahat kullanılabilir olmuş. Bilgisayara çok aşina olmayan biri bile Youtube’da kafası karışmadan dolaşabilir.

Youtube, Google+’taki aşırı sade tasarıma oranla daha iyi olmuş. Google, bu sefer dengeyi bulmuş gibi gözüküyor.

Eğer halen bu tasarımı kullanamıyorsanız http://www.youtube.com/cosmicpanda adresine giriş yaparak temayı kullanmaya başlayabilirsiniz.

Posted in Web | Tagged , , , | Leave a comment

İhmal Etmeyin

Birçok masaüstü, mobil ve online uygulamalar daha önce yapılabilmesi mümkün olmayan projelerin hayata geçmesine olanak sağlıyor. Ancak iş sürecindeki kritik ihmaller projenin başarısını olumsuz yönde etkileyebilir.

Birkaç gün önce işte tam da bu konuya örnek teşkil edebilecek bir olay yaşandı.

Pazartesi’nden beri Fox TV’de sabahları yayınlanan haber programını sunan Fatih Portakal’ın başına gelen talihsiz olay birçok sitede yankı bulmuş durumda.

Fatih Portakal, programında www.turkiyesesver.com a gelen mesajları canlı yayında okuyordu.

Pazartesi günkü programda şöyle bir olay gelişti: Fatih bey yine her zamanki gibi izleyici görüşlerini siteden okuyordu. Programa sahte bir isimle mesaj atan kişi, Fatih beyin boş bulunmasından yararlandı ve içinde kötü bir söz içeren metni okumasına sebep oldu.

Daha önceki deneyimlerimden bu siteye üye olmadan da mesaj atılabildiğini anımsıyorum. Hatta durumu garipsemiştim. Görülen o ki gönderilen mesajlar da herhangi bir onay sistemine ya da filtrelemeye takılmadan Fatih beyin önüne düşüyormuş.

Teknik bir eksiklik olduğu gayet net. O mesajın canlı yayındaki sunucunun önüne düşmemesi gerekirdi. Bunu engelleyecek hiçbir önlem alınmamış.

Halbuki düzgün bir üyelik sistemi ya da en azından program asistanlarının moderasyonu ile Fatih beyin ekranına düşen bir sistem yapılmış olsaydı bu durumu yaşamayacaklardı.

Şu anda ilgili siteye girildiğinde de bakımda olduğunu hem de “mecburi” bakımda olduğunu görüyoruz. Zamanında gereken önem verilmiş olsaydı, bu mecburi bakıma da gerek olmayabilinirdi, üstelik düşülen bu zor durumda yaşanmamış olurdu.

Birçok projede görülen başka bir hata ise maliyet azaltmak nedeniyle müşteri da uygulama geliştiricinin yukarıdaki gibi olaylara mahal verebilecek güvenlik açıkları üzerine çalışamaması. Örnek olarak gösterdiğimiz projede böyle bir durum olduğunu ima etmiyorum. Ancak çoğu proje sonradan incelendiğinde tespit edilen kritik hatalardan biri de bu oluyor maalesef.

Buradan şu sonuca ulaşıyoruz. Bir yazılım ya da internet sitesi hazırlanırken mutlaka tüm unsurları iyice düşünülmeli, en kötü senaryoya göre bir sistem kurgulanmalı. Ehli uzman kişiden danışmanlık hizmeti alınmalı. Özellikle güvenlikle ilgili ön görülebilecek tüm tedbirlerin maliyetine katlanılmalı, ve tedbirler alınmalı. Aksi takdirde projenin başarısızlığa uğraması pamuk ipliğine bağlı oluyor.

Aynı deposuna benzin konulamayan Devrim otomobilinin yolda kalması neticesinde hiç üretilememiş olması gibi…

Posted in Kaptan Arka Kapı | Tagged , , , , | Leave a comment

Google Maps ve Yönlendirmeleri

01.08.2011 tarihli Sabah gazetesinde Google Haritalarının yol tarifi fonksiyonu ile ilgili ilginç bir haber çıktı:

Google Maps, ismiyle verilen hizmet kapsamında Tayvan-Çin arası yol tarifi istendiğinde Büyük Okyanus’un 165 kilometrelik bölümünün yüzerek geçilmesi isteniyor. Çin-Amerika arası yol tarifi istendiğindeGoogle Maps 6 bin 243 kilometrelik mesafeyi kullanıcılarına kano ile geçmelerini önerirken, 782 kilometrelik Çin-Japonya arasının Jet Ski ile geçilmesini istiyor.

Google’nin ticari olmayan kullanım için ücretsiz olarak sağlanan bir haritalama uygulama hizmeti olan Google Maps’ın dünyanın her yerinden kullanıcısı bulunuyor. Özellikle ilk defa bir şehre veya ülkeye gidecek olanların gerçek zamanlı uydu görüntüleriyle hizmet vermesi nedeniyle ilk tercihleri arasında yer alıyor. Google’nin Google Ride Finder, Google Transit d’hil olmak üzere pek çok harita tabanlıhizmetlerinde Google Maps APl’sı kullanılıyor. Dünyada birçok ülke içinde yürüyerek, araba ya da toplu taşıma ve seyahat için sokak harita, rota planlayıcısı sunuyor. Ancak ülkeler arası vermiş olduğu ilginç tarifler kullanıcıları şaşırtıyor.

Teknoloji Uzmanı HT Bilişim Eğitim Danışmanlık Yetkilisi Hakan Topuzoğlu, iş seyahati için Google Maps’ten yardım almaya çalıştığını ancak gördüğü manzaranın kendisini çok şaşırttığını söyledi.
Tayvan ile Çin arası mesafeyi Büyük Okyanus’u yüzerek geçin şeklindeki yol tarifini görünce kendisinin şaka sitesine yönlendirildiğini zannettiğini belirten Topuzoğlu, sayfayı yenileyip işlemleri tekrar yapınca gerçekten böyle bir yol tarifi verildiğini anladığını söyledi.

Google haritalarının bir özelliği de navigasyon özelliği. Varış ve kalkış noktalarını verdiğinizde elindeki bilgiler ışığında size en uygun yolu tarif edebiliyor.

Haberde verdiği üzere özellikle deniz aşırı hatlarda hele feribot gibi bilgiler girilmediyse ilginç sonuçlar alınabiliyor. Çin ve Tayvan arasındaki yol tarifi birkaç hafta önce internette dolaşmaya başlamıştı. Bu tariften birkaç hafta önce de benim başıma benzer bir durum geldi.

Edirne Merkez’den, yine Edirne’nin Yunanistan sınırında Ege’ye kıyısı olan Enez’e gitmek için yola koyulduk. Keşan’a kadar bildiğimiz yoldan geldik fakat bu noktada yaklaşık 10 km daha kısa bir yol gideceğimizi söyleyen Google’a uyarak Keşan içinden değil, İpsala yolu üzerinden gösterdiği güzergahtan gittik.

İpsala’ya gelmeden hemen önce yine devlet yolu olarak gösterilen bir yola giriş yaptık. Başta yol fena değildi ancak bir köy çıkışında yönlediğimiz yolun stabilize bir yol olduğunu öğrenmek durumunda kaldık.

Meğer haritada ve tabelada devlet yolu olarak gözüken yolun yaklaşık 20 km’lik bir bölümü stabilize yol şeklindeymiş. Enez’e 10 km kalana kadar bu yoldan geldik ve sonrasında gayet güzel, yeni dökülmüş bir asfalta çıkarak Enez’e giriş yaptık.  Netice olarak haritaya işlevini yerine getirdi ancak aradaki stabilize yolu hesaba katmadığından, Google Maps’teki hesap çarşıya uymadı.

Yine kör topal da olsa Google maps bize yardımcı oldu.

Birkaç hafta önce İstanbul içinde güzergah testleri yaparken, Kadıköy-Büyükada’ya nasıl bir rota vereceğini denedim.

Sonuç haberdekinden bile trajikomikti. Kadıköy’den Edirne’ye doğru gitmemiz, sonra Bulgaristan’a geçmemiz, Varna limanından feribotla Ukrayna’nın Odessa limanına, oradan da Kocaeli-Derince limanına gitmemiz gerektiği söyleniyordu. Üstelik Google bizi Kocaeli-Derince limanında yarı yolda bırakıyordu…

Olayı biraz irdelersek, Google Maps’te İstanbul şehir içi taşıma güzergahlarına ait veriler olmadığından Google bir yol tarifi çıkaramıyor ve bulabildiği en yakın çıkışı – tank bize çıkışı göster misali – bulmaya çalışıyordu.

Benzer bir yolculuk önerme sistemi de İETT‘nin “Nasıl giderim?” uygulamasında gözler önüne çıkıyor. Bu uygulama Google kadar absürd sonuçlar vermese de bazen anlamsız sonuçları bize önerebiliyor.

Netice olarak bu tip teknolojileri kullanmamız için bir sorun olmadığını ama verdiği önermelere körü körüne inanmamız, o bilgiyi bir de kendi süzgeçlerimizden geçirdikten sonra kullanmamız gerektiğini çıkarabiliriz.

Posted in Kaptan Arka Kapı | Tagged , , , , , | Leave a comment

Site Sahipleri Açısından WordPress

90′lardan bu yana web sitesi sektöründe çok büyük gelişmeler yaşandı.

Sabit, içeriği kolay değiştirilemeyen, değiştirilse bile altyapı olarak bir süre sonra geri kalan web siteleri gördük.

Bir firmanın onlarca kez web sitesini baştan yaptırdığını, her seferinde farklı firmalarla çalışabildiğini, her seferinde siteler arasında verilerin aktarılamadığını ya da bunun için bile apayrı bir süreç olduğunu beraberinde de tüm bu işlemlerin maliyet ve zamana mal olduğunu gördük.

Yazılım teknolojisi geliştikçe yaptırdığımız sitelerin yönetim panelleri siteleri yönetemez oldu. Geliştiricilerden isteklerimiz çoğu zaman karşlanamadı.

Çoğu zaman da gerekli bütçeyi ayıramadığımızdan sitelerimiz istediğimiz noktalara ulaşamadı.

Günümüzde Web 2.0 denilen trend sayesinde sabit, içeriği değişmeyen web siteleri yerini sürekli olarak içerik değişikliğinin yapıldığı, günlük hatta saatler bazında değiştirilen sitelere yerini bıraktılar. Bu kapsamda birçok websitesi temel üyelik, içerik girişi gibi işlemlerin haricinde pek çok spesifik işlemi yapan, birçok platform ile entegre olan (Facebook, Twitter, Google vb.) kompleks sistemler haline geldiler.

Site sahipleri olarak bu isteklerimiz karşılığında büyük bütçeler ve zamanlarla bize geri dönüldü.

Son zamanlarda WordPress adındaki CMS yani İçerik Yönetim Sistemi ile pekçok proje hayata geçti. Pek çok yazılımcı ve tasarımcı artık WordPress Geliştiricisi ve WordPress Tasarımcısı ünvanları ile dolaşmaya başladı. Peki neden?

Zamandan Kazanç: Pek çok websitesi farklı amaçlara hizmet etse de temelde altyapıda yapılan işlerin büyük bir bölümü benzer çözümlerle yapılabilmektedir.

En basit olarak düşünürsek, bir portalınız varsa hangi sektöre ait olursa olsun bu portala haberler girersiniz, köşe yazılarınız olur, üyelik sisteminiz olur. Gerekirse yazıları sadece üyelere göstermeniz gerekebilir. Bunun içinde üyelerden abonelik ücreti talep edebilirsiniz.

İşte bu ve bunun gibi pekçok formatı için gerekli yazılım altyapısı WordPress içinde mevcut.

Ya da yazdığınız her yazının sosyal medyaya otomatik olarak yayılmasını, arama motorlarında biran önce yer almasını, sitenizin arama motoru uyumlu olmasını istiyorsunuz. WordPress tüm bu istekleri zaten içinde barındırıyor. Çoğu isteğiniz için uygun bir wordpress eklentisi, teması yapılmış olarak var. Uzun ve maliyetli bir geliştirme süreci yerine hazır sistemler üzerinden gidilerek istediğiniz sistem oluşturulabiliniyor.

Tabii ki istekler sınırsız, buna paralel olarak da istediğiniz özellik için uygun bir çözüm bulamayabilirsiniz. Bu noktada WordPress’e hakim bir WordPress Geliştiricisi size uygun çözümü oluşturacaktır.

Yine bir örnekle pekiştirelim. Tamamen size özgün bir altyapıyla websitesi yaptırdınız. Bu sitede yayınladığınız içeriklerin otomatik olarak Twitter hesabınıza da gönderilmesini istediniz. Bunun için Twitter’ın karmaşık altyapsına hakim bir yazılımcının belki günlerce zaman harcayarak bu işlemi yaptırabiliyorsunuz. Bu da site sahibine bir maliyet oluşturuyor.

Oysa ki aynı yazılımcı WordPress’teki bir site için uygun eklentiyi çok da uzun olmayan bir araştırma sonucu bulabilir ve sitenize entegre edebilirdi. Olur ya eklenti tam olarak birebir isteğinize yanıt vermez, bu durumda eklentiyi kolayca analiz edebilir ve sıfırdan Twitter’a uygun bir eklenti geliştirmeden, çok daha kısa bir sürede çok daha düşük bir bütçe ile çalışmayı tamamlayabilirdi.

Peki ya Güvenlik?

WordPress ve diğer açık kaynaklı CMS’lerin en büyük ortak problemi tüm kodlarının herkese açık olması nedeniyle, kötü niyetli kişilerin bu yazılımların kodlarını satır satır taraması ve açıkları bulmasıdır.

Bu nedenle açık kaynaklı sistemlerde sağlıklı bir güncelleme altyapısı gereklidir ve kullandığınız sistem güncelleme yapılmaya uygun olmalıdır. En önemlisi de siteniz için geliştirilmiş çözümlerin her güncellemede silinmemesi de gereklidir.

İşte WordPress mimarisinin getirdiği avantajlar sayesinde tüm bu problemlere cevap verebilmektedir. Periyodik olarak bakımı ve yedeklemesi yapılan bir WordPress her projede kullanılabilir. Kaldı ki WordPress’in kalabalık kullanıcı listesi duyulan güvenin de işaretçisidir.

Geliştirici ve Tasarım Bağımlılığı

Pek çok web sitesi başka bir firma tarafından ele alınırken yeni baştan yazılmaktadır. Örneğin standart bir üyelik kısmı için günlerle ifade edilebilecek sürede iş yeniden yapılması gerekecek, ve bunun maliyeti de müşteriye yansıtılacaktır.

Oysa WordPress üzerinde geliştirilmiş bir web sitenizi, işinin ehli herhangi WordPress Geliştiricisi ve/veya WordPress Tasarımcısına emanet ederek kısa sürede değişiklikleri gözlemleyebilirsiniz.

Aynı şekilde tasarımda yaptığınız değişiklikler tüm siteniz üzerinde anında uygulanır. Yıllarca önceki içerikleriniz bile güncel tasarım içinde sunulabilir.

Spesifik İsteklere Harcanacak Süre

Çoğu zaman temel problem bütçe ve zamandır. Projeniz için ayırdığınız bütçe ve zamanda esneklik yapılamamaktadır. Projenizdeki istekleriniz de buna paralel olarak kısılamamaktadır.

Bu noktada isteklerinizi gerçekleştirmek için harcanacak sürenin kısatılması yolu ile tüm istekleriniz karşılanabilir hale getirilebilir.

Örneklersek bir proje için 10x saatlik bir bütçeniz var diyelim. Bu 10x saatlik süre içinde de haberlerinizin girilmesi, üyelik sistemi, bu üyelerin belli haberleri okuyabilmesi, bu haberlere sadece üyelerin yorum yapabilmesi, basit bir galeri sistemi gibi özellikler istediğinizi düşünelim.

Herhangi bir sistemde bu süre zarfı belki de isteklerinizi çalışabilir hale getirmeye tam olarak yettiğini düşünelim.

WordPress ile çalışılıyorsa sorun yok, bu özellikleri karşılayan eklentiler kullanılarak gerekli geliştirme süreci tamamlanabilir. Zaten çoğu isteğinizi daha önce birileri istedi ve birileri de yaptı.

Buradaki esas süreç daha önce yapılmış bu sistemin tam olarak sizin istekleriniz doğrultusunda çalışması. Bu süreç bile sistemin sıfırdan yapılmasından daha kısa bir sürede tamamlanabilir. Zor gözüken pekçok süreç kısa sürede çözümlenebilir.

Hatta arta kalan sürelerde yeni özellik geliştirmelerine vakit ayırabilirsiniz.

Sonuç: WordPress blog olarak gözüksede tam özellikli ve kolay kullanılabilir bir içerik yönetim sistemi. İhtiyacınız olan pekçok özelliği daha ilk kurulduğu anda size sunuyor. Güncellemeler ve geniş geliştirici topluluğu size sürekli güncel bir altyapı kullanmanıza olanak sağlıyor. Böylece küçük güncellemeler ve eklemelerle kesintisiz, uzun soluklu, diğer sistemlerle entegre bir siteniz oluyor.

Böylece yaptırdığınız sitenin başarıya ulaşma olasılığı daha fazla artıyor. Harcadığınız paranın geri dönüşünü daha yüksek seviyelere çekerek riski azaltıyorsunuz. Herhangi bir kişiye bağlı kalmıyorsunuz.

Açık kaynak kodlu olduğu için barındırma (hosting) olarak açık kaynak kodlu sistemleri kullanma imkanınız var. Bu da sizi binlerce dolarlık lisans masrafından kurtarıyor. Bir hosting firmasından hizmet alıyorsanız ise hosting maliyetiniz daha düşük olabiliyor.

Yeni bir teknoloji çıktığında buna entegrasyonu diğer rakiplerinize göre çok daha hızlı yapabiliyorsunuz.

WordPress’i yönetmek de pek çok sisteme göre basit. Yeni bir teknoloji çıktığında buna adapte olmak çok zor değil. Böylece sürekli olarak güncel teknolojiyi, büyük yatırımlara girmeden takip edebiliyorsunuz.

Tasarım beklentileriniz çok yüksek değilse ücretli ve ücretsiz birçok tasarım mevcut. Kaldı ki ücretli tasarımlar içinde de çok kaliteli ve size hitap edebilecek bir tasarım bulunabiliyor.

Özetle uzun vadeli, kolay kolay değiştirmek istemeyeceğiniz bir site yatırım için WordPress biçilmiş kaftan.

Posted in Web | Tagged , , , , | Leave a comment

Sosyal Yumurtacılık

Youmurta

Yeni yumurtacılık akımı kutlu olsun! Çift sarılı ve sıvı yumurtacılıktan sonra bunu da görmüş olduk.

Geçen dağıtım aracını görmüş gözlerime inanamamıştım. Bugün kutusuna da rast geldim başım göğe ermiş oldu!

Posted in Kaptan Arka Kapı | Tagged , | Leave a comment

İlginç Google+ Profilleri

Mark Zuckerberg'in Profili

Larry Page

Sergey Brin

Google hesaplarının otomatik olarak Google+ hesabına çevrilmesinden sonra ilginç bir durum gerçekleşmiş. Mark Zuckerberg’in profil fotoğrafındaki ifadesi oldukça ilginç. Google+’ı gördükten sonraki yüz ifadesiymiş gibi duruyor.

Google’ın sahiplerinde de ilginç bir durum var. Larry Page, Google+’ın başarısını gördükten sonra havalara uçmuş.

Sergey de “haklısın Larry” diyor ve +1 diyerek Larry’e destek veriyor…

Posted in Web | Tagged , , , , | Leave a comment

Google’daki Değişim Dalgaları

Google+

Önceki günkü yazımda belirttiğim gibi Google birçok servisinin arayüzünde değişiklikler yaptı.  Bunun ilk işaretini perşembe günü Gmail’in arayüzündeki ufak değişiklikle birlikte görmüştük.

Ancak değişim sadece görsel olarak değil başka önemli değişiklikler de var. Google, Google+ adında yeni bir servisi başlatarak sosyal medyadaki üçüncü denemesini hayata geçirdi. Google+ daha birkaç günlük bir servis olmasına rağmen yoğun ilgi görüyor. Daha önce Google Buzz ve Google Wave ile istediği başarıyı yakalayamayan Google, bu sefer dersini fazlasıyla iyi çalışmış.

Öncelikle arayüz olarak başarılı bir çalışma yapılmış. Facebook, Twitter ve Friendfeed gibi sosyal ağların kullandığı arayüz şablonu Google+’da aynen devam ettiriliyor. Bu konuda kullanıcı alışkanlıklarına önem verilmiş.

Facebook’taki Friends, Twitter’daki Followers, Friendfeed’deki Subscribers yapılarının yerini Google+’da Circles dolduruyor. Türkçe’ye de “Çevrelerim” olarak olarak çevirilebilir.

Çeviriden bahsederken, Google bu konudaki avantajını kullanmış ve site ilk gününden itibaren Türkçe dahil pekçok önemli dile çevrilmiş olarak geliyor.

Arkadaş çevresine gelince önemli ve gözden kaçan bir başka nokta daha var. O da şu ki, Google+’da popüler olmanın yolu başkalarını takip etmekten değil, takip edilmekten geçiyor. Bu da Google+’ı diğer sosyal ağlara göre ön plana çıkardı.

Önemli özelliklerden biri de Google Talk servisinin entegre olarak gelmesi. Facebook Chat’e karşı Google’ın elindeki hazır kartlardan birini oynadı bu noktada.

Önemli olarak belirtilen özelliklerden biri de Video Sohbet özelliği ki, istediğiniz an sohbete başla diyerek 10 kişiye kadar video sohbet yapabiliyorsunuz. Bu noktada Facebook önemli bir darbe aldı ancak Facebook’un gelecek hafta bu konuda lansman yapması bekleniyor. Microsoft’un Skype’yi satın almasıyla beraber beklentiler Facebook – Skype destekli bir servisi gelişeceği yönünde.

Google ise önümüzdeki günleri diğer servisleri ile entegrasyona devam edebilir. Önemli eksiklerden biri de API. Şu anda Google+’daki içerikleri diğer ağlara yaymak mümkün değil. Google, API’nın yolda olduğunu söylüyor. API’den sonra Google+’ın gerçek işlevini daha rahat görebiliriz.

Google, her ne kadar browser içinde kalmak istese de, iPhone uygulaması gibi ortamlara da giriş yapacak. iPhone kullanıcıları da yakın bir zaman sonra Google+ uygulamasını kullanmaya başlayacaklar.

Google, Google+ hamlesi ile belki de Facebook lehine olan dengeleri kendine doğru çekebilir.

Posted in Web | Tagged | Leave a comment